CRM ve Müşteri Yönetimi 5 dk okuma

Sosyal CRM 2010’da Müşteri Deneyimi Yönetiminin Neresinde Duruyor?

Bir müşteri, satın aldığı ürünle ilgili şikayetini artık müşteri hizmetleri hattını aramak yerine doğrudan Facebook sayfasına ya da Twitter hesabına yazıyor. Bunu yapan sadece birkaç teknoloji meraklısı değil; giderek büyüyen bir kitle. Türkiye’de Facebook kullanıcı sayısı son iki yılda hızla artmış, Twitter ise iş dünyasında yavaş yavaş yer bulmaya başlamış durumda. Bu tablo, CRM’i salt bir satış ve pazarlama veritabanı olarak konumlandıran şirketler için ciddi bir operasyonel kör nokta yaratıyor. Müşteri konuşmalarının önemli bir bölümü artık şirketin kontrol ettiği kanalların dışında geçiyor ve geleneksel CRM sistemleri bu konuşmaları göremiyor.

Sosyal CRM kavramı, tam da bu boşluktan doğuyor. Geleneksel CRM’in temel mantığı şirket merkezlidir: müşteri verisi toplanır, segmentlere ayrılır, kampanya çıktısı üretilir. Sosyal CRM ise bu denklemi tersine çevirir. Müşteri artık pasif bir veri noktası değil, aktif bir iletişim katılımcısıdır. Şirketin görevi, bu katılımı izlemek, anlamlandırmak ve müşteri deneyiminin bütünüyle ilişkilendirmek olarak yeniden tanımlanıyor. Pratikte bu, sosyal kanal etkileşimlerinin CRM sistemindeki müşteri kaydına bağlanması anlamına geliyor; bir müşterinin Twitter’da yazdığı şikayet ile geçen ay açtığı destek talebi aynı profilde görünür hale geliyor.

Ancak çoğu şirket sosyal CRM’e hâlâ kampanya aracı olarak yaklaşıyor. Sosyal medya hesabı açılıyor, zaman zaman promosyon paylaşılıyor, gelen yorumlar ise pazarlama ekibinin takdirine bırakılıyor. Bu yaklaşımın temel sorunu, müşteri deneyimini parçalı tutmasıdır. Satış öncesi iletişim CRM’de, satış sonrası destek çağrı merkezinde, sosyal medya etkileşimi ise ayrı bir ekranda izleniyor. Müşteri aynı kişi olmasına karşın şirket onu üç farklı bağlamda üç farklı yabancı olarak görüyor. Bu kopukluk, hem müşteri memnuniyetini hem de şirketin müşteri verisinden çıkarabileceği stratejik değeri doğrudan etkiliyor.

Sosyal CRM’in deneyim mimarisine gerçek anlamda entegre edilmesi birkaç somut bileşen gerektiriyor. Birincisi, sosyal kanal takibi ile CRM veri tabanının teknik olarak birbirine bağlanması. Bazı uluslararası CRM platformları bu yönde modüller sunmaya başlamış olsa da Türkiye’deki kurumsal kullanıcılar için entegrasyon çoğunlukla özel geliştirme ya da ara katman yazılımı gerektiriyor. İkincisi, sosyal etkileşimlere yanıt verme sürecinin tanımlı bir iş akışına oturtulması. Kimin hangi tür yoruma ne kadar sürede yanıt vereceği, hangi şikayetin müşteri hizmetlerine yönlendirileceği net değilse sosyal kanal bir kriz kaynağına dönüşüyor. Üçüncüsü ise sosyal etkileşim verilerinin müşteri yaşam döngüsü analizine dahil edilmesi; bir müşterinin sosyal mecradaki tonu, satın alma olasılığı veya churn riski için anlamlı bir sinyal taşıyabilir.

Bu entegrasyonun somut faydaları, doğru uygulandığında birkaç alanda kendini gösteriyor. Müşteri hizmetleri maliyeti açısından bakıldığında, sosyal kanalda hızlı çözüme kavuşturulan bir şikayet çağrı merkezi trafiğini azaltıyor. Marka algısı açısından ise kamuya açık bir platformda şeffaf ve hızlı yanıt veren şirket, hem şikayetçi müşteriyi hem de o etkileşimi izleyen potansiyel müşterileri olumlu etkiliyor. Uzun vadede ise sosyal etkileşim verisi, müşteri segmentasyonunu zenginleştiriyor; demografik ve işlem bazlı verinin yanına davranışsal ve tutumsal bir katman ekleniyor. Bu, pazarlama harcamalarının daha isabetli yönlendirilmesi anlamına geliyor ve ROI analizini daha sağlam bir zemine taşıyor.

Bununla birlikte, bu entegrasyonu hayata geçirmenin önünde gerçek engeller var. Türkiye’deki KOBİ’lerin büyük çoğunluğu CRM’i henüz tam anlamıyla benimsememiş durumdayken sosyal CRM katmanını eklemek, temeli sağlamlaştırmadan üst kata çıkmaya benziyor. Mevcut CRM altyapısı yetersizse sosyal veriyi bağlamak için sağlam bir zemin yok. Bunun yanı sıra sosyal medya takibi ve içerik yönetimi için gereken insan kaynağı maliyeti küçük ekipler için ciddi bir yük oluşturuyor. Sosyal CRM araçlarının lisans ve entegrasyon maliyetleri de henüz olgunlaşmamış bir pazarda yüksek kalıyor. Toplam sahip olma maliyeti hesaplanmadan yapılan yatırımlar, beklenen faydayı üretmeden bütçe tüketiyor.

Karar vericiler için asıl soru şu: Sosyal CRM’e ne zaman ve hangi olgunluk seviyesinde geçilmeli? Temel kriter, mevcut CRM sisteminin müşteri yaşam döngüsünü uçtan uca kapsayıp kapsamadığıdır. Satış, destek ve pazarlama verisi tek bir müşteri profilinde birleşmiyorsa sosyal katmanı eklemek karmaşıklığı artırır, netliği değil. Altyapı yeterliyse bir sonraki adım, sosyal kanal etkileşim hacmini ve müşteri profilini analiz etmek olmalı; düşük etkileşimli bir sektörde sosyal CRM yatırımı ertelenebilir, yüksek etkileşimli bir perakende veya hizmet şirketinde ise bu yatırım artık ertelenecek bir seçenek değil, stratejik bir zorunluluk haline geliyor.

Gökhan MERCANOĞLU

Gökhan MERCANOĞLU

Teknoloji Danışmanı & Yazar

ERP, CRM, otomasyon, yapay zekâ ve kurumsal teknoloji stratejisi üzerine yazan bağımsız teknoloji danışmanı.

CRM ve Müşteri Yönetimi — Tüm Yazılar CRM ve Müşteri Yönetimi kategorisindeki yazıları gör →