Açık kaynak yazılımın lisans bedeli yoktur. Bu doğrudur. Ama bu tek cümleye bakarak ‘o zaman bu yazılım ucuzdur’ demek, danışmanların sıkça düştüğü bir tuzaktır. Eskişehir’deki bir makine imalatçısında geçen yıl başlayan bir proje tam bu noktada takıldı. Firma, muhasebe ve stok programı için teklif toplamış; ticari lisanslı bir ürün için 6.200 dolar istenmiş. Onun yanına konan açık kaynak seçenek ise ‘bedava’ olarak sunulmuş. Patron hemen açık kaynak yolunu tercih etmek istedi. Mantıklı bir karar gibi görünüyordu — ama dört ay sonra firma yeniden masa başına oturdu ve bu sefer ticari bir ürün için teklif almaya başladı. Aradaki fark tam olarak burada: lisans fiyatı sıfır olabilir, ama projenin gerçek maliyeti asla sıfır değildir.Açık kaynak yazılım (kaynak koduna herkesin erişebildiği, çoğunlukla ücretsiz dağıtılan yazılım) son birkaç yılda Türkiye’deki iş dünyasında da konuşulmaya başladı. Linux işletim sistemi, bunun en bilinen örneği. PostgreSQL ve MySQL gibi veritabanı programları da aynı kategoride. Küçük ve orta ölçekli işletmeler için muhasebe, depo yönetimi veya üretim takibine yönelik açık kaynak araçlar da giderek yaygınlaşıyor. Ama bu yazılımları bir işletmeye kurmak ve çalıştırmak, bir kutu program satın alıp CD’den yüklemek kadar basit değil. Fatura kesmekten ibaret değil bu iş. Sunucu kurulumu, veri tabanı yapılandırması, kullanıcı yetkilerinin tanımlanması, mevcut defterlerin programa aktarılması — bunların her biri ayrı bir iş. Ve bu işlerin çoğu için Türkiye’de 2004 yılı itibarıyla yeterli sayıda deneyimli destek bulamıyorsunuz.Makine imalatçısına dönelim. 295 çalışanı, iki fabrika binası ve üç ayrı depoyu olan bu firma, üretimde kullandığı malzemelerin stok takibini hâlâ elle yürütüyordu. Bir depo görevlisi sabah 7’de fabrikaya gelir, kâğıt kartonlara bakardı; öğleden sonra ise muhasebeci onları tekrar deftere işlerdi. Aynı bilgi günde iki kez yazılıyor, ikisinde de hata riski vardı. Açık kaynak bir stok ve muhasebe programı bu sorunu çözebilirdi — teoride. Ama kurulumu için bir sistem yöneticisi (bilgisayar altyapısını kuran ve yöneten kişi) şarttı. Firmada böyle biri yoktu. Dış destek arandı; bulundu ama pahalıydı. Üstelik bu destek kişisi programı kurabilirdi, ama muhasebe mantığını bilmiyordu. Muhasebeci ise programı anlamıyordu. İki taraf birbirine bakar hale geldi. Proje dört ayda çözüme kavuşamadı. Sonunda firma, yerel bir yetkili bayii olan ve muhasebecilerle aynı dili konuşan ticari bir yazılıma geçti. Lisans için 5.800 dolar ödedi — ama kurulum sekiz haftada bitti ve sistem çalışmaya başladı.Burada önemli bir ayrım var. Açık kaynak yazılım ‘kötü’ değil. Nitekim bazı sektörlerde son derece yerinde bir seçim. Örneğin İstanbul’daki bir medya firması, web sunucusu ve yayın altyapısı için Linux tabanlı çözümleri yıllardır başarıyla kullanıyor. Ama bu firmanın bünyesinde tam zamanlı bir sistem yöneticisi var. Sunuculara müdahale edebiliyor, hata günlüklerini (log dosyalarını) okuyabiliyor ve gerektiğinde yazılımı bizzat düzenleyebiliyor. Küçük bir imalat firmasında bu yetkinlik neredeyse hiç yok. Dolayısıyla danışmanın görevi, açık kaynak yazılımı savunmak ya da reddetmek değil; ‘bu firmada bunu kim kurar, kim çalıştırır, bir şey bozulduğunda kim çözer?’ sorularını sormaktır. Bu sorulara net yanıt gelmiyorsa, lisansı sıfır olan yazılım aslında en pahalı seçenek haline gelebilir.Peki danışman bu analizi nasıl yapmalı? Pratikte üç soruyu önce sormak gerekiyor. Birincisi: firmada ya da kolayca ulaşılabilir çevrede programı kuracak ve bakımını yapacak teknik yetkinlik var mı? İkincisi: programın Türkçe arayüzü ve Türkiye muhasebe mevzuatına uygun yapısı hazır mı, yoksa bu uyarlama için ek iş gücü gerekecek mi? Üçüncüsü: bir hata ya da güncelleme gerektiğinde destek alınabilecek, tercihen Türkiye’de yerleşik bir firma var mı? Bu üç soruya ‘evet’ yanıtı geliyorsa açık kaynak ciddi bir seçenek. Yanıtlar belirsizse, lisanslı ürünü görmezden gelmek mantıksız. 2004 yılı Türkiye’sinde bu üç koşulu aynı anda karşılayan KOBİ sayısı oldukça az. Bu bir olumsuzluk değil, bir gerçeklik tespiti. Danışmanın görevi bu gerçeği patrona net anlatmaktır, heyecanı körüklemek değil.Bir de şu var: açık kaynak yazılım seçeneği sunarken danışmanın kendi pozisyonu da önemli. Bazı danışmanlar ticari bir yazılımın satış sürecinde yer aldığı için açık kaynağı görmezden geliyor. Bazıları ise teknik ilgiden ya da tasarruf vaadiyle etkileyici görünme isteğiyle açık kaynağı abartıyor. İkisi de yanlış. Danışmanın tek görevi firmaya en uygun çözümü bulmak. Bu bazen %100 açık kaynak, bazen %100 ticari, bazen ikisinin karması anlamına gelebilir. Örneğin web sunucusu açık kaynak olabilir, muhasebe programı ticari olabilir. Bu tür karma çözümler Türkiye’de pek düşünülmüyor; ama pratikte en çok işe yarayan bu yaklaşım.Eskişehir’deki makine firmasının hikayesi burada kapanmıyor. Ticari muhasebe programına geçtikten sonra stok ve üretim modülüne de ihtiyaç duydular. Yetkili bayi, bunları ek modül olarak sundu. Muhasebeci ilk üç haftada programı öğrendi. Depo görevlisi artık kâğıt kartona değil, ekrana bakıyor. Sabah girilen stok bilgisi öğleden önce muhasebede görünüyor. Aynı bilgi iki kez yazılmıyor, hata riski azaldı. Bu sonuca lisans bedeli sıfır olan bir yazılımla da ulaşılabilirdi — ama ancak doğru teknik altyapı ve destek olsaydı. Altyapı yoktu. Bu yüzden lisanslı ürün kazandı. Danışman olarak sahadan öğrendiğim şu: bir yazılımın fiyatı sıfır olabilir, ama kurumda çalışması için gereken her şeyin bir bedeli vardır. O bedeli hesaplamadan yol seçmek, ucuz görünen yolu en pahalı seçenek haline getirir.
Açık Kaynak Yazılım Danışmanlıkta Ucuz Görünür — Ama Öyle Değildir
Gökhan MERCANOĞLU
Teknoloji Danışmanı & Yazar
ERP, CRM, otomasyon, yapay zekâ ve kurumsal teknoloji stratejisi üzerine yazan bağımsız teknoloji danışmanı.
ERP ve Kurumsal Yazılım — Daha Fazla Tümünü gör →
ERP ve Kurumsal Yazılım — Tüm Yazılar
ERP ve Kurumsal Yazılım kategorisindeki yazıları gör →