ERP ve Kurumsal Yazılım 6 dk okuma

Otomotiv Servisinde ERP Eğitimi: Yazılımı Kurmak Kolay, Kullanıcıyı İkna Etmek Zor

Programa günlerce eğitim verdik. Ertesi hafta servis fişlerini yine kâğıda yazdılar. Ankara’nın sanayi bölgesinde, 78 çalışanı olan ve hem yetkili hem de bağımsız servis hizmeti veren bir otomotiv firmasında geçen bu sahneyi anlattığımda çevremdekiler güler. Ama gülünecek bir şey yok; bu sahne Türkiye’deki onlarca serviste aynı şekilde yaşandı ve yaşanıyor. ERP (kurumsal kaynak planlaması — yani bir şirketin stok, muhasebe, satış ve servis işlemlerini tek bir bilgisayar sisteminde bir araya getiren yazılım) kurulumu teknik bir mesele değil, asıl itibarıyla bir insan meselesidir. Bunu erken anlayan firmalar programı çalıştırır; anlayamayanlar lisans bedelini ödeyip yazılımı rafa kaldırır.Otomotiv servis sektörünün kendine özgü bir iç kültürü var. Ustabaşı, yıllardır aynı yöntemle çalışıyor: iş emri aklında, parça siparişi telefonla, fatura elle yazılıyor. Bu sistemi çalıştıran kişi, işin nasıl döndüğünü gerçekten biliyor. ERP geldiğinde, bu kişinin gözünde program yabancı bir müdahaledir. ‘Benim işimi ben bilirim’ duygusu, yeni yazılıma karşı sessiz ama güçlü bir direnç yaratır. Eğitim verildi, ekranlar gösterildi, tuşlar anlatıldı. Ama birkaç gün sonra masanın çekmecesinde servis fişleri birikmeye başlıyorsa, sorun yazılımda değildir. Sorun, eğitimin bu direnci tanımamasında ve onu kırmaya çalışmak yerine görmezden gelmesindedir. Asıl tez şudur: otomotiv servislerinde ERP eğitimi, teknik bir öğretim değil, usta-çırak kültürüyle müzakere sürecidir — bunu anlamadan başlayan her eğitim projesinde yazılım yarım kalır.O Ankara firmasında projeye başlamadan önce iki gün boyunca servisi gezdim. Servis kabul masasında çalışan görevli, her iş emrini iki farklı deftere işliyordu: biri teknikerlere gidiyordu, biri kasada kalıyordu. Bunun neden böyle olduğunu sordum. ‘Teknikere verdiğimizi kaybederse ne olacak?’ dedi. Yani sistemin çift girişle çalışmasının arkasında, güvensizliğe dayalı somut bir neden vardı. ERP bunu ortadan kaldırabilir miydi? Evet. Ama önce bu güvensizliğin nereden geldiğini anlamak gerekiyordu. Yazılıma geçmeden önce bu soruyu sormayan danışmanlar, programı kurar, eğitimi verir ve altı ay sonra kullanıcıların eski alışkanlıklarına geri döndüğünü görür. İhtiyaç analizi (yani firmada neyin nasıl çalıştığını sahada anlama aşaması) bu yüzden eğitimden önce gelir. Kâğıt üzerindeki iş akışını değil, gerçekte nasıl çalışıldığını anlamak zorunludur.Bu noktada ERP eğitiminin üç ayrı boyutu olduğunu görüyoruz. Birincisi teknik öğretim: hangi menü nerede, hangi alana ne girilir, rapor nasıl alınır. Bu en kolay kısmıdır ve çoğu eğitim buraya odaklanır. İkincisi süreç uyumu: firmanın mevcut iş akışını yazılımın modüllerine taşımak. Otomotiv servisinde bu özellikle kritik — servis kabulü, iş emri açma, parça siparişi, maliyet hesaplama ve faturalama adımlarının her biri programda karşılığını bulmalıdır. Bu adımlar doğru kurgulanmazsa kullanıcı ekranda ne yapacağını bilemez ve kâğıda döner. Üçüncüsü, ve en az konuşulan boyutu, yönetim sahipliğidir: firma sahibi veya müdürü programın arkasında durmuyorsa, hiçbir eğitim kalıcı sonuç vermez. Ankara firmasında sahibin ‘siz halledersiniz, ben karışmam’ tutumu, eğitimin ilk ayında çözülmesinin başlıca nedeni oldu.Peki bu eğitim doğru kurulduğunda ne değişiyor? Aynı firmada ikinci bir girişimde, bu kez süreci baştan yapılandırdık. Servis kabul görevlisiyle birlikte oturarak iş emri adımlarını programa taşıdık. Teknikerler için ayrı bir oturum yaptık; onlara ‘programa iş emri nasıl kapanır’ değil, ‘yaptığın işi programa nasıl yazarsın’ diye anlattık. Bunlar farklı sorulardır. Birincisi yazılım odaklı, ikincisi kullanıcı odaklı bir yaklaşımdır. Sonuçta servis fişlerinin kâğıda yazılmasına tamamen son veremedik — bu dürüst bir itiraf. Ama programa girilen iş emirlerinin oranı 4,5 ay içinde belirgin biçimde arttı. Parça stoğu takibi düzene girdi; ay sonu muhasebe kapanışı birkaç günden tek güne indi. Bunlar küçük görünür ama 78 çalışanlı bir serviste ay sonu kapanışının kısalması, muhasebecinin ve sahibin haftasonu mesaisini ortadan kaldırır. Bu somut bir kazanımdır.Şimdi bu süreçteki gerçek zorluğu konuşalım. Türkiye’de 2003 başında otomotiv servis sektöründe ERP kullanan firma sayısı son derece azdır. Büyük yetkili servisler kendi sistemleriyle çalışıyor; bağımsız ve orta ölçekli servisler ise ya muhasebe programıyla yetiniyor ya da hiçbir yazılım kullanmıyor. Bu durumda bir firma ERP almaya karar verdiğinde, çevresinde model alacağı başarılı örnek bulmakta güçlük çekiyor. Referans sorusu ‘sen bunu başka bir serviste gördün mü?’ şeklinde geliyor ve cevap çoğunlukla hayır oluyor. Bu belirsizlik, karar vericiyi yazılımdan önce tereddüde itiyor. Üstelik o yıllarda çoğu firmanın internet bağlantısı dial-up (telefon hattı üzerinden çevirmeli bağlantı) veya yeni yeni kurulan ADSL ile sınırlıydı. Yazılıma uzaktan destek vermek, güncelleme yüklemek, hatta bazen lisans aktivasyonu bile teknik sorunlara dönüşüyordu. Yetkili bayi veya danışman yerinde olmadan çözülemeyen sorunlar, kullanıcıyı programdan soğutan en önemli etkenlerden biriydi.Otomotiv servisinde ERP projesine girmeyi düşünüyorsanız, başlamadan önce şu üç soruyu kendinize sorun. Birincisi: firma sahibi bu projeye sahip çıkacak mı, yoksa ‘sizi tuttum, siz yapın’ mı diyecek? Sahiplik yoksa eğitim boşa gider. İkincisi: iş emirleri, parça siparişleri ve faturalama şu an kâğıtta mı, yoksa başka bir programda mı? Kâğıttan geçiş daha uzun sürer; buna hazır olun. Üçüncüsü: ustabaşı ve servis kabul görevlisi programa neden geçmek istesin? Bu sorunun cevabını bulmadan eğitim vermeye başlamayın. ERP bir araçtır. İnsanı ikna edemezseniz, araç kullanılmaz. Yazılım satın almak, sorunu çözdüğünüz anlamına gelmez; sadece çözme fırsatı satın aldığınız anlamına gelir.

Gökhan MERCANOĞLU

Gökhan MERCANOĞLU

Teknoloji Danışmanı & Yazar

ERP, CRM, otomasyon, yapay zekâ ve kurumsal teknoloji stratejisi üzerine yazan bağımsız teknoloji danışmanı.

ERP ve Kurumsal Yazılım — Tüm Yazılar ERP ve Kurumsal Yazılım kategorisindeki yazıları gör →