ERP ve Kurumsal Yazılım 4 dk okuma

ERP Projesinde Süreç Sahipliği Nasıl Tanımlanır?

Bir tekstil fabrikasını düşünün. Satın alma müdürü ayrı bir program kullanıyor, muhasebe ayrı bir deftere yazıyor, depo sorumlusu kendi defterini tutuyor. Şirket ERP (kurumsal kaynak planlaması) kurmaya karar verdi. Danışman geldi, yazılım kuruldu. Ama üç ay sonra proje durma noktasına geldi. Neden? Çünkü ‘bu ekranı kim onaylayacak?’ sorusunun cevabı yoktu. Herkes birbirini bekliyordu.

ERP projelerinde en sık yaşanan sorun teknik değil. Yazılımın kendisi çalışıyor. Sorun, şirket içinde kimin neye karar vereceğinin belirsiz olmasından çıkıyor. Satın alma sürecinde bir değişiklik gerektiğinde satın alma müdürü mü, genel müdür mü, yoksa muhasebe müdürü mü son sözü söyleyecek? Bu belirsizlik projeyi haftalar, hatta aylarca geciktirebilir. İşte bu yüzden ‘süreç sahipliği’ kavramı devreye giriyor. Süreç sahibi, o sürecin tek sorumlu yöneticisi demek. Karar ondan çıkıyor, hesap ona soruluyor.

Süreç sahipliği şöyle çalışıyor: Şirketteki her ana iş akışı — satın alma, satış, stok, muhasebe, üretim — ayrı ayrı listeleniyor. Sonra her birinin başına tek bir isim yazılıyor. Bu kişi o süreci en iyi bilen, o sürecin günlük işleyişinden sorumlu olan yönetici oluyor. Örneğin stok takibi için depo müdürü, fatura ve tahsilat için finans müdürü süreç sahibi olarak atanıyor. Bu atama kağıt üzerinde kalmıyor; genel müdür tarafından yazılı olarak duyuruluyor. Herkes kimin ne konuda yetkili olduğunu biliyor.

Peki bu ne işe yarıyor? Danışman bir ekran tasarımı getirdiğinde ‘bu ekranı kim onaylayacak?’ sorusunun cevabı hazır oluyor. Süreç sahibi toplantıya giriyor, beş dakikada karar veriyor, proje ilerliyor. Eskiden aynı karar için üç farklı müdürün takvimini birleştirmek gerekiyordu. Faks gidip geliyordu, toplantı erteleniyordu. Şimdi tek kişi var, tek karar noktası var. Bir banka şubesinde vezne müdürünün kasayı açıp kapatma yetkisine sahip olması gibi düşünün. O yetki olmasa her işlem için genel müdürü aramak gerekirdi.

Süreç sahibinin üç temel görevi var. Birincisi, danışmanla birlikte o sürecin nasıl çalışacağını tanımlamak. ‘Sipariş geldiğinde sistem ne yapacak, kim onaylayacak, stok düşecek mi?’ gibi sorulara cevap vermek onun işi. İkincisi, kendi ekibini bu yeni çalışma şekline hazırlamak. Program değişiyor, alışkanlıklar da değişiyor. Bunu anlatacak, direnç varsa çözecek kişi süreç sahibi. Üçüncüsü, proje bittikten sonra da o sürecin düzgün işleyip işlemediğini takip etmek. Yazılım kurulup danışman gittikten sonra sorunlar çıkmaya devam eder. O sorunların ilk muhatabı süreç sahibi oluyor.

Bu noktada gerçek bir zorluk var. Küçük ve orta ölçekli şirketlerde yöneticiler zaten çok iş yapıyor. Muhasebe müdürü hem defterleri tutuyor hem vergi işlemlerini takip ediyor hem de personel maaşlarıyla ilgileniyor. Üstüne bir de ERP projesinde süreç sahibi olmak geliyor. Zamanı yok, enerjisi yok. Proje toplantılarına geç kalıyor ya da hiç gelemiyor. Danışman bekliyor, proje sürüyor. Bu durumda genel müdürün devreye girmesi şart. Süreç sahipliği bir ‘ek iş’ değil, öncelikli görev olarak tanımlanmalı. Gerekirse o kişinin rutin işlerinden bir kısmı başkasına devredilmeli.

ERP kurulumuna karar verdiyseniz ve danışmanla görüşmeye başladıysanız, ilk yapmanız gereken şey şu: Her ana iş sürecinizi bir kağıda yazın ve yanına tek bir isim koyun. O kişiye ‘bu süreçte son karar senindir’ deyin ve bunu şirket içinde açıkça duyurun. Danışmanın teknik bilgisi ne kadar iyi olursa olsun, şirket içinde karar verecek yetkili biri yoksa proje ilerlemez. Yazılımın başarısı, yazılımın kendisinden çok onu kullanan insanların ne kadar hazır olduğuna bağlıdır.

Gökhan MERCANOĞLU

Gökhan MERCANOĞLU

Teknoloji Danışmanı & Yazar

ERP, CRM, otomasyon, yapay zekâ ve kurumsal teknoloji stratejisi üzerine yazan bağımsız teknoloji danışmanı.

ERP ve Kurumsal Yazılım — Tüm Yazılar ERP ve Kurumsal Yazılım kategorisindeki yazıları gör →