MRP, Üretim ve Tedarik Zinciri 6 dk okuma

Kurumsal Sosyal Medya Neden Sadece Paylaşım Yapmak Değildir?

İstanbul’da 312 çalışanı olan orta ölçekli bir perakende zincirini düşünün. Genel müdür, Facebook sayfasının açılmasına onay verdi; ama sayfayı kim yönetiyor? Pazarlama asistanı, çünkü ‘sosyal medyayı en çok o biliyor.’ Brief yok, onay süreci yok, marka ses tonu belgesi yok. İlk üç haftada sayfa büyüdü — dördüncü haftada bir müşteri yorumuna verilen aceleci yanıt, basın haberine dönüştü. Hesabı kapattılar. Bu vaka uydurma değil; 2010’un Türkiye perakende dünyasında onlarca benzerini gördüm. Ve bu vakalar hep aynı yanılgıyla başlıyor: sosyal medyayı bir iletişim kanalı sanmak, oysa o bir iş sürecidir.Buradaki tez tartışmalı ama net: sosyal medya hesabı açmak, bir fabrikaya makine kurmaktan farklı değildir. Makineyi işletim kılavuzu olmadan çalıştırırsanız arıza kaçınılmazdır; sosyal medyayı brief, onay akışı ve ölçüm çerçevesi olmadan yönetirseniz marka hasarı kaçınılmazdır. ‘İlk önce aç, sonra düzeltiriz’ mantığı burada işlemez — çünkü internet hafızası uzundur. Birçok Türk yönetici hâlâ sosyal medyayı bir yayın kanalı olarak görüyor; oysa bu platformlar, gerçek zamanlı bir müşteri ilişkileri ortamıdır. İkisi arasındaki farkı anlamak, ajans ilişkisinden marka kararlarına uzanan her şeyi değiştirir.Peki iş süreci olarak sosyal medya yönetimi ne anlama gelir? En temel halkası brief’tir. Brief, ajansa veya içeride görevlendirilen kişiye şunları söyler: hangi kitleyle konuşuyoruz, ne söylüyoruz, ne söylemiyoruz, hangi tonda, hangi sıklıkla ve hangi ölçümü kullanarak başarıyı tanımlıyoruz. Brief olmadan üretilen her içerik, ajansın markanız hakkında yaptığı bir tahminden ibarettir. Ankara’da faaliyet gösteren orta ölçekli bir inşaat malzemeleri firmasıyla çalıştığımda, altı aylık süreçte ajans altı farklı ‘ton’ denedi — çünkü firma brief vermemişti. Altı ay sonra hesabın takipçi sayısı artmıştı ama satışa hazırlık (sales readiness) sıfırdı; hiçbir takipçi firmayı arayıp teklif istemiyordu. Büyük görünen sayılar, boş bir kalabalıktı.İkinci kritik halka onay sürecidir. Sosyal medya hızlı bir ortamdır; ama hız, kontrolsüzlük demek değildir. Türkiye’de 2010 itibarıyla Facebook ve Twitter, özellikle 18-35 yaş segmentinde ciddi bir kitleye ulaşmış durumda. Bu kitlenin bir paylaşıma tepkisi anlık gelir ve yayılır. Dolayısıyla ‘önce paylaş, sonra sor’ mantığı, özellikle tüketiciye dönük sektörlerde telafisi güç hasara yol açar. İşlevsel bir onay süreci şöyle çalışır: içerik planı haftada bir onaylanır, acil durum yanıt şablonları önceden hazırlanır, neyin paylaşılabileceği ve neyin genel müdür onayına taşınacağı yazılı olarak tanımlanır. Bu, hızı öldürmez — tersine ajansın veya ilgili kişinin neye karar verebileceğini netleştirir ve gereksiz geri dönüş döngülerini keser.Üçüncü halka ölçümdür ve burada en büyük boşluk açılır. Çoğu Türk KOBİ, sosyal medya performansını beğeni ve takipçi sayısıyla ölçüyor. Bu metrikler görünürlük göstergesidir, iş sonucu değil. İzmir’deki bir turizm işletmesinin Facebook sayfasını inceleyin: 4.200 takipçi, paylaşım başına ortalama 47 beğeni — ama rezervasyon sistemleriyle entegrasyon yok, bu kanaldan kaç kişinin sorduğunu kimse kayıt altına almıyor. Oysa ölçülmesi gereken şey şu: sosyal medya üzerinden gelen soru hacmi, bu sorulardan kaçının rezervasyona dönüştüğü ve geri dönüş süresi. Bu üç veri, kampanyanın işe yarayıp yaramadığını söyler. Beğeni sayısı söylemez. Yönetici olarak doğru soruyu sormalısınız: ‘Bu hesap bize ne kazandırıyor?’ — ve ajansınız bunu somut bir yanıtla karşılayamıyorsa, sürecinizde ciddi bir boşluk var demektir.Tasarım ve içerik üretimi ilişkisi de sıkça ihmal edilen bir alandır. Sosyal medya görsel bir ortamdır; metin ne kadar güçlü olursa olsun, zayıf bir görsel onu ezer. Türkiye’de pek çok KOBİ, ajansına ‘sosyal medya yönetimi’ satın alırken tasarım bütçesini ayrı tutmaz ya da ‘zaten dahil’ varsayar. Sözleşmeye bakıldığında, ajansın aylık beş ‘hazır şablon’ paylaşım teslim ettiği görülür. Hazır şablon, marka kimliğinin zıttıdır. Marka kimliği; özgün tipografi, tutarlı renk paleti ve markaya has görsel dil demektir. Bu dili kurmak hem bir tasarım işi hem bir marka stratejisi işidir ve aylık birkaç yüz liralık sosyal medya paketlerine sığmaz. Bu gerçeği yöneticilere anlatmak zordur — çünkü rakip firma da ‘sosyal medya yapıyor’ ve belki de daha ucuza. Ama rakibin hesabını üç ay izleyin: tutarsızlık, sessizlik dönemleri ve yanıtsız kalmış müşteri yorumları büyük olasılıkla orada olacaktır.Kurumsal sosyal medyayı bir iş süreci olarak kuran firma ile ‘birileri bir şeyler paylaşsın’ diyen firma arasındaki fark, altı ayda netleşir. Birincisinde brief var, onay akışı var, ölçüm var ve ajans ilişkisi yönetilebilir; ikincisinde ise yönetici her hafta ‘neden bir şey paylaşmadınız’ veya ‘bu paylaşım neden onaysız gönderildi’ diye soruyor. Hesap açmak kolaydır — bu gerçek. Ancak hesabı açmadan önce şu üç soruyu kendinize sormanızı öneririm: Hangi müşteri sorusuna burada yanıt veriyoruz? Bu yanıtı kim, hangi onay süreciyle verecek? Ve altı ay sonra neye bakarak ‘işe yaradı’ diyeceğiz? Bu soruların yanıtı yoksa, o hesabı açmayın. Hazır olduğunuzda açın — çünkü sosyal medyada yarım kalmış bir marka varlığı, hiç olmamaktan daha zararlıdır. Düşünün: müşteriniz sizi Facebook’ta buluyor, son paylaşım dört ay önce yapılmış — bu firmaya güvenir misiniz?

Gökhan MERCANOĞLU

Gökhan MERCANOĞLU

Teknoloji Danışmanı & Yazar

ERP, CRM, otomasyon, yapay zekâ ve kurumsal teknoloji stratejisi üzerine yazan bağımsız teknoloji danışmanı.

MRP, Üretim ve Tedarik Zinciri — Tüm Yazılar MRP, Üretim ve Tedarik Zinciri kategorisindeki yazıları gör →