Konya’daki bir tohum firmasında proje toplantısına girdiğinizde, masanın etrafındaki insanların birbirinden farklı üç ayrı sorunu çözmeye çalıştığını görürsünüz. Muhasebe müdürü vergi defterlerini düzgün tutmak istiyor. Ticaret müdürü hangi müşteriye hangi çeşitten ne kadar sattığını takip etmek istiyor. Genel müdür ise yurt dışındaki ortaklarına göndereceği raporun Türk lirasıyla mı, dolarla mı hazırlanacağını soruyor. Bu üç sorunun cevabı aynı programda olmak zorunda. Ama çoğu zaman proje bu gerçeği geç fark ediyor. İşte bu makale tam o geç fark edilen noktayı anlatıyor.Tohum ticareti Türkiye’de kendine özgü bir sektör. Konya, Eskişehir ve Antalya gibi illerde kurulu orta ölçekli firmalar, hem yerli çiftçilere hem de yurt dışına satış yapıyor. 280 çalışanı olan bir firmanın deposunda aynı anda buğday tohumu, ayçiçeği tohumu ve sebze çeşitleri bulunabiliyor. Her birinin farklı raf ömrü var, farklı depolama koşulları var, farklı fiyat tabanı var. Üstüne bir de lisanslı çeşit takibi geliyor: hangi tohumun kimin geliştirdiği çeşide ait olduğu, lisans bedeli ödenip ödenmediği. Bütün bunları bir defterde tutmak mümkün değil. Klasik muhasebe programlarıyla da tam olarak çözülmüyor. Burada ERP (kurumsal kaynak planlama programı) devreye giriyor.ERP, birden fazla birimi tek bir programda birleştiren yazılım demek. Stok, satış, satın alma, muhasebe — hepsi birbirini görüyor. Bir satış yapıldığında stok otomatik düşüyor. Ödeme geldiğinde muhasebe kaydı oluşuyor. Teoride her şey bağlı. Ama tohum sektöründe bu tablonun önünde ciddi bir engel var: sezon. Tohum satışı, market satışı gibi değil. Yılın belli aylarında sipariş yoğunlaşıyor, kalan aylarda durağanlaşıyor. Bu durum stoğu, nakit akışını ve personel yükünü dalgalı tutuyor. Programa sezon mantığını öğretmezseniz, sistem size yanlış alarm vermeye başlıyor. Depo dolu görünüyor ama müşteri siparişi karşılanamıyor. Ya da tam tersi: stok sıfırlanmış görünüyor ama depoda bir sonraki sezon için ayrılmış ürün var. Bunu yaşayan bir Konya firmasında ekibin 14 gün boyunca programla çatıştığını, ama sorunun programda değil veri girişi alışkanlığında olduğunu sonradan anladığını hatırlıyorum.Uluslararası raporlama meselesine gelince, bu konu 2003 yılında tohum sektöründe gerçekten karmaşık bir hal alıyor. Yurt dışına satış yapan bir firma, hem Türk muhasebe düzenine hem de alıcı firmanın istediği raporlama formatına uymak zorunda. Türkiye’de muhasebe, vergi odaklı çalışıyor: kaydı tutuyorsun, beyanı veriyorsun, bitiyorsun. Ama Hollandalı ya da Alman bir alıcı size başka şeyler soruyor. Hangi partiden geldi bu tohum? Çimlenme testi raporunuz var mı? Sertifika numarası ne? Bunları Türk muhasebe programına giremiyorsunuz. Girersiniz ama sistematik bir yapısı olmuyor. ERP bu noktada devreye girebiliyor — ancak doğru kurulursa. Ürün bilgisi ile muhasebe kaydını birbirine bağlamanız, parti numarasını faturaya düşürmeniz, döviz bazlı satış raporunu ayrıca çekebilmeniz gerekiyor. Bunlar ayrı ayrı modüllerde (programın bölümleri) tanımlanıyor. Hangi modülü önce açacağınız, projenin başarısını doğrudan etkiliyor.Burada durmalı ve bir şeyi açıkça söylemeliyim: Bu makalenin savunduğu tez şu. Tohum firması ERP projesine muhasebe modülünden başlamamalı. Büyük çoğunluğu öyle başlıyor, çünkü muhasebeci en güçlü baskıyı yapan kişi. Ama tohum ticaretinde gerçek sorun ticaret takibinde: hangi müşteri ne aldı, hangi partiden, hangi fiyattan, ne zaman teslim edildi, lisans bedeli dahil mi, döviz kuru hangisiydi? Bu soruların cevabı düzgün oturduğunda muhasebe zaten arkasından geliyor. Tersi olmadığında muhasebe güzel çalışıyor ama ticaret ekibi hâlâ Excel açıyor. Ben buna kağıt üstünde dijital, sahada elle çalışma diyorum. Projenin başında bu tartışmayı yapmayan ekipler, altı hafta sonra sistemi yeniden kurmak zorunda kalıyor.Peki bu projeye nasıl yaklaşmak gerekiyor? Birkaç somut adım var. İlk adım ihtiyaç sıralaması: ticaret takibini, muhasebe uyumunu ve raporlama ihtiyacını ayrı listeler halinde çıkarın. Üçü de önemli ama başlama noktası farklı. İkinci adım sahada gözlem: bir hafta boyunca satış ekibinin nasıl çalıştığını izleyin. Sipariş nereden geliyor, kim yazıyor, nereye yazıyor? Çoğunlukla bir deftere ya da kişisel bir kağıda yazılıyor. Bu kağıdın programdaki karşılığı nerede olacak, bunu belirleyin. Üçüncü adım kullanıcı gerçekçiliği: depodaki ambar memuru programı günde kaç kez açacak? Eğer cevap ‘bilmiyoruz’ ise projeniz henüz olgunlaşmamış. Sahada kullanan insan yok olursa sistem üç ay içinde boşalıyor. Dördüncü adım döviz ve lisans tanımları: yurt dışı satışlarınız varsa döviz kuru güncellemesinin nasıl yapılacağını baştan karar verin. Elle mi girilecek, banka kuru mu alınacak, hangi frekansla? Bu küçük görünen detay, raporların birbiriyle uyuşmamasının en sık sebebi. Beşinci adım dönem testi: programı canlıya almadan önce bir sezon simülasyonu yapın. Sipariş yoğunluğu geldiğinde sistem nasıl davranıyor, hangi noktada tıkıyor?Tohum firmaları küçük görünüyor ama iş yükü ve veri karmaşıklığı açısından çok katmanlı bir yapıya sahip. Konya’daki orta ölçekli bir firma yılda binlerce kalem işlem yapıyor, belki yirmi farklı çeşidi yönetiyor, birkaç ülkeye ihracat yapıyor. Doğru program doğru kurulduğunda hem vergi uyumu hem ticari takip hem de yurt dışı raporlama aynı ekrandan yönetilebilir hale geliyor. Yanlış kurulduğunda ise muhasebe güzel çalışıyor, ticaret ekibi hâlâ faks yazıyor. İki senaryo arasındaki fark teknik değil, projenin başında hangi soruların sorulduğunda. Bu soruları sormayı unutursanız, yıllar sonra bile o ofiste biri size ‘ama biz bunu Excel’de tutuyoruz’ diyecek.
Tohum Ticaretinde ERP: Finans, Ticaret ve Uluslararası Raporlama Dengesi
Gökhan MERCANOĞLU
Teknoloji Danışmanı & Yazar
ERP, CRM, otomasyon, yapay zekâ ve kurumsal teknoloji stratejisi üzerine yazan bağımsız teknoloji danışmanı.
ERP ve Kurumsal Yazılım — Daha Fazla Tümünü gör →
ERP ve Kurumsal Yazılım — Tüm Yazılar
ERP ve Kurumsal Yazılım kategorisindeki yazıları gör →