Büyük Veri ve Veri Bilimi 5 dk okuma

Big Data’dan İş Değerine: Büyük Veri Yatırımı Nasıl Geri Döner?

Bir perakende zincirinin BT direktörü geçen ay şunu söyledi: üç yıl önce büyük veri altyapısına ciddi bir bütçe ayırdılar, sunucu rafları doldu, Hadoop kümeleri kuruldu, veri mühendisleri işe alındı. Bugün ellerinde terabaytlarca ham veri var ama yönetim kuruluna sunacakları somut bir iş çıktısı yok. Bu tablo, Türkiye’deki kurumsal şirketlerin büyük veri serüveninde sıkça karşılaşılan bir senaryo. Sorun teknoloji seçiminde değil; yatırımın iş değerine nasıl dönüştürüleceği sorusunun baştan sorulmamasında yatıyor.

Büyük veri kavramı, hacim, hız ve çeşitlilik boyutlarıyla geleneksel veri ambarı araçlarının yetersiz kaldığı veri setlerini tanımlar. Ancak bu teknik tanım, yatırım kararı için yeterli bir çerçeve sunmuyor. Karar vericilerin önce şu soruyu yanıtlaması gerekiyor: hangi iş problemini çözmeye çalışıyoruz? Stok fazlasını azaltmak mı, müşteri kaybını öngörmek mi, operasyonel maliyeti düşürmek mi? Soruyu netleştirmeden kurulan altyapı, pahalı bir depolama sistemi olmaktan öteye geçemiyor. Geri dönüş üreten projelerin tamamında ortak bir özellik var: teknik ekip ile iş birimi, proje başlamadan önce aynı masada oturmuş ve ölçülebilir bir hedef belirlemiş.

Değer üretme karnesini dürüstçe çıkarmak için üç kategoriye bakmak gerekiyor: gelir artışı, maliyet düşürme ve risk azaltma. Perakende sektöründe talep tahmini modellemeleri stok maliyetini görünür biçimde düşürüyor; bu, doğrudan ölçülebilir bir finansal kazanım. Finans sektöründe işlem anomalisi tespiti, dolandırıcılık kayıplarını azaltıyor; yine somut bir rakam. Üretimde ise makine bakım verilerinin analizi, plansız duruş sürelerini kısaltıyor ve bu kaybın parasal karşılığı hesaplanabiliyor. Ancak ‘daha iyi karar alma’ veya ‘veri kültürü oluşturma’ gibi soyut hedefler üzerine kurulu projelerde ROI hesabı neredeyse imkânsız hale geliyor. Yöneticiler bu ikinci kategorideki projeleri stratejik yatırım olarak konumlandırabilir; ama bütçe savunması sırasında somut rakam beklentisiyle karşılaşacaklarını bilmeliler.

Toplam sahip olma maliyeti, yani TCO hesabı, büyük veri projelerinde sıklıkla eksik yapılıyor. Lisans veya altyapı maliyeti görünür; ama veri mühendisi ve veri bilimcisi istihdamının yıllık maliyeti, veri kalitesi iyileştirme çalışmalarının süresi, iş birimlerinin analiz sonuçlarını yorumlayacak kapasiteye kavuşması için gereken eğitim yatırımı çoğu zaman hesaba katılmıyor. Bir şirketin açık kaynak araçlarla kurduğu altyapının ‘bedava’ olduğunu düşünmesi, bu gizli maliyetleri görmezden gelmesinden kaynaklanıyor. Gerçekçi bir TCO hesabı yapıldığında, bazı projelerin ilk iki yılda yatırımın geri dönüşünü sağlayamadığı ortaya çıkıyor. Bu, projeyi durdurmak için değil, beklenti yönetimini doğru yapmak için kritik bir bilgi.

Geri dönüş üreten projelerin ikinci ortak özelliği, küçük ve hızlı kazanımlarla başlamaları. Tüm kurumsal veriyi tek seferde entegre etmeye çalışan büyük çaplı projeler, genellikle 18-24 aylık uygulama süreçlerinde momentum kaybediyor ve yönetim değişikliği veya bütçe kısıtlamasıyla yarıda kalıyor. Buna karşın belirli bir iş problemine odaklanan, 90 gün içinde ölçülebilir bir sonuç hedefleyen projeler hem organizasyonel destek kazanıyor hem de bir sonraki yatırım için zemin hazırlıyor. Türkiye’deki lojistik ve perakende şirketlerinde bu yaklaşımın işlediği görülüyor: önce tek bir depo veya tek bir ürün kategorisiyle başlayan analitik çalışmalar, kanıtlanmış değer ürettikten sonra ölçeklendiriliyor.

Büyük veri projelerinin önündeki en gerçekçi engel, teknoloji değil veri kalitesi. Birden fazla sistemden gelen, birbiriyle tutarsız, eksik veya yanlış etiketlenmiş veriyle anlamlı bir analiz yapmak mümkün değil. e-Fatura ve e-Defter zorunlulukları, finansal veri kalitesini bir ölçüde standartlaştırdı; ancak üretim, lojistik ve müşteri verisi hâlâ farklı formatlarda ve farklı sistemlerde dağınık duruyor. Veri temizleme ve uyumlaştırma çalışmaları, proje bütçesinin ve süresinin önemli bir bölümünü tüketiyor. Bunu baştan planlamayan şirketler, analiz aşamasına geçemeden veri hazırlama sürecinde takılıp kalıyor.

Büyük veri yatırımı kararı vermeden önce yöneticilerin şu üç soruyu yanıtlamış olması gerekiyor: Çözmek istediğimiz iş problemi nettir ve finansal etkisi ölçülebilir mi? Mevcut veri kalitemiz bu analizi destekleyecek düzeyde mi, yoksa önce veri yönetişimi yatırımı mı yapmalıyız? Yatırımın geri dönüşünü hangi zaman diliminde, hangi metrikle ölçeceğiz? Bu üç soruya net yanıt verilebiliyorsa proje ilerleyebilir. Veremiyorsa, altyapıya harcanan her lira değer üretmek yerine maliyet kalemi olmaya devam edecek.

Gökhan MERCANOĞLU

Gökhan MERCANOĞLU

Teknoloji Danışmanı & Yazar

ERP, CRM, otomasyon, yapay zekâ ve kurumsal teknoloji stratejisi üzerine yazan bağımsız teknoloji danışmanı.

Büyük Veri ve Veri Bilimi — Tüm Yazılar Büyük Veri ve Veri Bilimi kategorisindeki yazıları gör →