CRM ve Müşteri Yönetimi 6 dk okuma

Türkiye Pazarı İçin CRM Lokalizasyonunda Dikkat Edilmesi Gerekenler

CRM yazılımı almak ile CRM kullanmak arasında Türkiye’de çoğu firma fark etmeden yıllarca vakit kaybeder. Yazılımı kurarlar, kullanıcı eğitimi verirler, hatta bütün müşteri listesini sisteme işlerler. Birkaç ay sonra baktığınızda satış ekibi yine defterini kullanıyor, patron yine kafasındaki bilgiyle karar veriyor. Yazılım açık duruyor ama kimse bakıyor. Ben buna ‘vitrin CRM’ diyorum: görünüşe göre var, işe göre yok. Bu makalede anlatmak istediğim şey tam olarak bu: CRM lokalizasyonu menüleri çevirmekle bitmez. Asıl iş, Türkiye’nin kendine özgü müşteri ilişkisi anlayışını — veresiye geleneğini, bayram ziyaretlerini, patron-patron görüşme kültürünü — sisteme doğru gömmektir. Bunu yapmayan projeler kısa sürede raf süsüne döner.Geçen yıl İzmir’de yaklaşık 378 çalışanı olan bir toptancı dağıtım firmasıyla çalıştım. Firma tekstil ve konfeksiyon sektörüne ham madde satıyordu; müşteri portföyünde Bursa, Denizli ve Kahramanmaraş’tan küçük ve orta ölçekli atölyeler vardı. Patron, bir yabancı CRM programının (müşteri ilişkileri yönetimi yazılımının) Türkçe arayüzüne sahip versiyonunu almıştı. Yazılım gayet temizdi: müşteri kartları, ziyaret kayıtları, teklif takibi. Ancak satış ekibinin yarısından fazlası programı ilk üç ayın ardından fiilen kullanmayı bırakmıştı. Neden? Çünkü program ‘ziyaret’ kaydı istiyor ama bu firmanın müşterileriyle ilişkisi fatura kesildiğinde değil, bir ay öncesinden telefon açılıp ‘nasılsınız, sezon ne durumda’ diye sorulduğunda başlıyordu. O telefon görüşmesini sisteme nereye yazacaklardı? Böyle bir alan yoktu. Program bu ilişkinin dilini bilmiyordu.Bu noktada çoğu danışman ‘kullanıcı eğitimini artır’ der. Ben yıllardır tersini görüyorum: eğitim sorunu değil, tasarım sorunudur. Türkiye’de müşteri ilişkisi batılı anlamda bir ‘account management’ sürecine benzemiyor. Türkiye’de müşteri ilişkisi, devamlılık ve güven üzerine kurulu bir şebeke gibi işliyor. Bu şebekenin kendi ritmi var: ramazan öncesi hatır telefonu, bayram ziyareti, sezon başında avans konuşması, kriz döneminde ‘bekleyin kapımızı kapatmayın’ mesajı. Bir CRM sistemi bu ritmi tanımazsa satış ekibi için anlamsız bir bürokratik yüke dönüşür. O yükü kimse taşımaz. Taşısa da gönülsüz taşır ve sisteme girilen bilgiler güvenilmez olur. Güvenilmez veri girişi olan bir CRM’den çıkan rapor da patrona doğru resmi göstermez.Peki Türkiye pazarı için CRM lokalizasyonu gerçekte ne anlam taşıyor? Bence üç temel eksen var. Birincisi veri modeli: Türkiye’de müşteri kaydı sadece ‘şirket adı + vergi numarası’ değildir. Müşterinin patronunu bilmek, patronun eşini tanımak, tatile gittiği yeri not etmek ilişkinin parçasıdır. Bu bilgilerin sisteme girilebileceği alanlar olmak zorunda. İzmir’deki o firmada bu sorunu çözmek için ‘müşteri notu’ alanını genişlettik; serbest metin girişine izin verdik. Satış ekibi hemen kullanmaya başladı. Birincisi buydu: alana sahip olmak. İkincisi iletişim tipolojisi: batılı CRM yazılımları ‘toplantı, e-posta, telefon görüşmesi’ gibi standart iletişim tipleri tanır. Türkiye’de bunlara ‘kahve daveti, bayram kutlaması, iş yeri ziyareti, referans görüşmesi’ eklemek gerekiyor. Bu eklemeler olmadan satış ekibinin yaptığı işin büyük bölümü görünmez kalır. Üçüncüsü ödeme ve kredi takibi: veresiye Türkiye’de hâlâ bir ilişki aracıdır. Müşteri veresiye alıyor mu, ne kadar süredir, gecikmeli mi ödenmiş — bu bilgiler CRM’de muhasebe modülüyle bağlantılı tutulmak zorunda. Yoksa satış elemanı müşteriyle ilişkiyi ilerletiyor ama finans departmanı alarm veriyor; bu kargaşayı çözmek için yönetici devreye giriyor. Süreç kırılıyor.Şimdi şunu da söylemek gerekiyor: bu lokalizasyonun sınırları var. Her şeyi sisteme sokmak her zaman doğru değildir. Özellikle küçük bir satış ekibinde (diyelim ki sekiz-on kişi) patron zaten her müşteriyi kafasında tutuyorsa, sisteme veri girişinin yarattığı ekstra iş yükü gerçek faydasını aşabilir. Bu durumda CRM’nin işlevi daraltılmalıdır: tüm ilişki yönetimini değil, yalnızca teklif takibini ve tahsilat hatırlatmasını üstlenmeli. Her şeyi sisteme koymaya çalışmak bazen hiçbir şeyi sisteme koyamamakla sonuçlanır. İzmir’deki firmada biz tam bu dengeyi kurmaya çalıştık: satış notlarını serbest bıraktık, teklif ve sipariş takibini zorunlu hale getirdik, geri kalanı isteğe bağlı bıraktık.Patron merkezli karar yapısı da ayrı bir lokalizasyon meselesidir. Yabancı CRM yazılımlarında genellikle satış temsilcisi kendi müşterisini yönetir; yönetici sadece rapor görür. Türkiye’de çoğu zaman patron, kritik müşterilerin görüşmelerini bizzat üstlenir ya da her adımda bilgilendirilmek ister. Sistemi buna göre kurmak gerekiyor: ‘kritik müşteri’ işareti, anlık bildirim (o dönemde bu çoğunlukla yazılım içi alarm değil, faks veya telefon çağrısıyla yapılıyordu), iki ayrı görünüm — biri satış ekibine, biri patrona. Bu ayrımı yapmayan projeler patronun sistemi kendine göre kullanmaya çalıştığı ve satış ekibinin kayıtlarına müdahale ettiği kaotik bir ortama kayıyor. Sonra kim ne girmiş belli olmuyor.Türkiye’de CRM projesine başlamadan önce sorulması gereken sorular şunlardır. Müşterilerle ilişkiyi bugün kim nasıl tutuyor? Defterde mi, kafada mı, yoksa ayrı bir muhasebe programında mı? Satış ekibi hangi bilgiyi sisteme girmek istemez; neden? Patron hangi bilgiyi görmek istiyor ve bu bilgiye şu an nasıl ulaşıyor? Bu üç soruyu yanıtlamadan yazılım seçmeye başlamak, ayakkabı numarasını ölçmeden ayakkabı sipariş etmek gibidir: belki tam gelir, ama büyük olasılıkla gelmez. Türkiye pazarı için CRM lokalizasyonu teknik bir mesele değildir; ilişkinin nasıl kurulduğunu anlama meselesidir. Bunu anlayan proje ilerler. Bunu atlayan proje raf süsü olur.

Gökhan MERCANOĞLU

Gökhan MERCANOĞLU

Teknoloji Danışmanı & Yazar

ERP, CRM, otomasyon, yapay zekâ ve kurumsal teknoloji stratejisi üzerine yazan bağımsız teknoloji danışmanı.

CRM ve Müşteri Yönetimi — Tüm Yazılar CRM ve Müşteri Yönetimi kategorisindeki yazıları gör →