Yönetim kurulları yanlış soruyu tartışıyor. Toplantı gündemlerine ‘AGI bizi nasıl etkiler?’ sorusu girdiğinde, odadaki herkes varoluşsal bir tehdit ya da sınırsız bir fırsat çerçevesinde konuşmaya başlıyor. İkisi de yanlış çerçeve. Gerçek soru şu: Şu an şirketin operasyonlarında çalışan yapay zeka ajanları bir hata yaptığında, kim hesap veriyor? Bu soruya yanıtı olmayan bir yönetim kurulu, AGI gündemine hiç ulaşamaz. Çünkü AGI tartışması, mevcut AI sistemlerinin yönetişimini inşa etmiş kurumların lüksüdür. Yönetişim olmadan AGI konuşmak, temel duvarları örülmemiş bir binanın çatı katını tasarlamaya benzer.Ankara’da bölgesel bir özel sigorta şirketini ele alalım; 312 çalışanı olan, portföyünün büyük bölümünü KOBİ odaklı işyeri sigortalarından oluşturan bir yapı. Şirket 2025’in ikinci yarısında müşteri hizmetleri süreçlerine bir konuşma ajanı entegre etti. Ajandaki ilk üç ay boyunca poliçe yenileme hatırlatmaları, hasar bildirimi yönlendirmesi ve belge kontrol listelerinde ölçülebilir bir etkinlik sağlandı. Yönetim kurulu bu sonucu görünce, ertesi çeyrekte ajana sözleşme fiyatlamasına yardımcı olma yetkisi eklenmesini onayladı. Karar hızlı alındı; ancak ajandaki fiyatlama bileşeninin hangi veri katmanından beslendiği, bir hata durumunda hangi çalışanın nihai imzayı taşıyacağı ve müşteriye sunulan önerinin neye dayandığı hiçbir kurulda tartışılmadı. Bu boşluk bir yönetişim açığı, AGI’nın değil bugünkü ajanın açığıdır.AGI tartışması yönetim kurullarını ilgilendiriyor, çünkü kurumun bugün AI’ya verdiği yanıt, önümüzdeki beş yılda kurumun karar alma yapısını doğrudan şekillendirecek. Bunu anlamak için karmaşık bir teknoloji bilgisi gerekmiyor; temel bir yönetişim sorusu yeterli: ‘Bu sistemin aldığı bir karara kim itiraz edebilir, hangi kanalla ve ne kadar sürede?’ Bu soruyu yanıtlayan şirketler, EU AI Act’ın getirdiği yüksek riskli sistem kategorisini de çok daha az panikle karşılıyor. Nisan 2024’te kabul edilen ve 2025’ten itibaren aşamalı olarak yürürlüğe giren AB yapay zeka düzenlemesi, üst düzey risk kategorilerindeki sistemler için insan denetimi, belgeleme ve hesap verebilirlik hattı zorunluluğu getiriyor. Türkiye’nin AB pazarına ihracat yapan ya da Avrupa merkezli ortaklarla çalışan şirketleri bu zorunluluktan bağımsız değil. Yönetim kurullarının gündemine AGI değil, bu uyum çerçevesi girmeli.Peki yönetim kurulları ne yapmalı? Kavramsal bir hazırlık değil, operasyonel bir kontrol listesi gerekiyor. Birinci adım: Şirketin tüm aktif AI sistemlerinin bir envanterini çıkarmak. Bu envanter; sistemin hangi kararları etkilediğini, hangi veriyle beslendiğini ve bir çıktıya hangi çalışanın adının karşılık geldiğini içermeli. Temsili bir senaryo şöyle görünür: İzmir’deki 378 çalışanlı bir medikal cihaz distribütörü bu envanteri hazırladığında, sipariş tahmin modelinin lojistik kararları etkilediğini ama modelin son 14 ayda güncellenmediğini keşfetti. Güncelleme yapılmadan doğruluğu varsayılmış bir modelin aldığı kararlar, o şirkette denetim altında değildi. İkinci adım: Her AI sistemine bir ‘sorumluluk sahibi’ atamak. Bu kişi teknik değil, operasyonel bir rol; sistemin çıktısını iş kararına bağlayan, hatayı fark edip raporlayan biri. Üçüncü adım ise ölçüm: Bir AI sisteminin performansını ‘başarı hikâyesi sayısı’ ile değil, hata oranı, insan müdahalesi sıklığı ve itiraz kanalının kullanım verisiyle takip etmek. Bu üç adımı tamamlamayan bir yönetim kurulu, AGI tartışması için henüz hazır değildir.Burada bir itiraz sesi duymak gerekiyor: ‘AGI gerçekten yaklaşıyorsa, mevcut yönetişim çerçevesi işe yaramaz; tamamen yeni bir yapı kurmak gerekir.’ Bu itiraz kısmen doğru. Eğer genel amaçlı yapay zeka sistemi gerçek anlamda otonom, sınırsız alanda karar alabiliyor ve insan denetimini anlamsız kılacak hıza ulaşıyorsa, bugünkü hesap verebilirlik modeli yetersiz kalır. Ancak bu senaryo için bile başlangıç noktası aynıdır: Bugün sınırları belli bir alanda çalışan ajanı yönetemeyen bir kurum, yarın sınırları belirsiz bir sistemi hiç yönetemez. Yönetişim kası daha basit sistemlerle gelişir. Üstelik Türkiye iş dünyasının büyük bölümü için AGI bağlamı henüz spekülatif; asıl mesele, çoklu ajanların birbirine bağlandığı ve bir ajanın çıktısının bir başkasının girdisine dönüştüğü ajansal (agentic) zincirin bugün nasıl yönetileceğidir. Bu zincirlerde hata büyük, hızlı ve görünmez olabilir.Türkiye’de özel sektörün veri egemenliği tartışması da bu bağlamı doğrudan besliyor. Yönetim kurulları, şirketin AI sistemlerini besleyen verinin nerede tutulduğunu, hangi bulut sağlayıcısından geçtiğini ve bu verinin bir dış ülke düzenleyicisine tabi olup olmadığını sormak zorunda. Bu soru spekülatif değil; AB merkezli bir hizmet sağlayıcısıyla çalışan Türk şirketleri, EU AI Act kapsamında veri işleme uyumluluğuna dair somut sorularla zaten yüzleşiyor. Bir sigorta şirketinin müşteri talep verisini ABD’de barındırılan bir LLM API’sinden geçirmesi, hem KVKK hem de EU AI Act perspektifinden değerlendirilmesi gereken bir risk haritası gerektiriyor. Yönetim kurulunun bu haritayı görmesi, teknik bir tercih değil stratejik bir sorumluluktur.Sonuç olarak AGI tartışması yönetim kurullarını ilgilendiriyor, ama gündemin doğru yerinde kalması şartıyla. Sigorta şirketinin fiyatlama ajanına dönerek başlayalım: O ajan, bugün bir müşteriye sunulan öneride sessizce yer aldığında, hesap verebilirlik hattı çizilmemişse yönetim kurulu zaten AGI’dan çok daha yakın bir riskle karşı karşıyadır. Doğru soru şudur: Mevcut sistemlerin yönetişimi kaç yönetim kurulunda belgelenmiş ve ölçülüyor? Bu soruyu yanıtlamadan AGI tartışması sadece fikir alışverişi olarak kalır. İyi hazırlanmış bir yönetim kurulu, bugünkü ajanların sınırlarını bilerek tartışır — ve bu bilginin üzerine kurulan çerçeve, AGI gerçekten geldiğinde yıkılmaz.