Tedarikçi İlişkileri Yönetimi CRM Platformunda Nasıl Kurgulanır?

CRM bir satış aracıdır. Bu yargı teknik olarak doğrudur; ancak aynı zamanda tedarikçi yönetiminde yapılan en pahalı yanlış anlamaların başında gelir. Konya’da makine imalatı yapan, 312 çalışanı olan ve yaklaşık 60 aktif tedarikçiyle çalışan bir firma düşünün. Satın alma müdürü, tedarikçilerin teslim performansını takip etmek, fiyat geçmişini görmek ve şikâyet kayıtlarını tutmak için üç ayrı Excel dosyası kullanıyor. Bunları birleştirmiyor çünkü zaman yok; zaman olmadığı için karar sezgiselleşiyor; karar sezgiselleşince tedarikçi seçim kriterleri şeffaflığını yitiriyor. Bu tablonun adı ‘bilgi yönetimi sorunu’ değil, ‘ilişki yönetimi boşluğu’dur. Ve bir CRM platformu bu boşluğu doldurabilir — ama yalnızca doğru sorular doğru yapıyla eşleşirse.Buradaki düşünce liderliği tezi şudur: Tedarikçi ilişkilerini CRM’e taşımak iyi bir fikir değildir — eğer o CRM’e önce müşteri kaydından başlıyorsanız. Çoğu firma CRM’i satış departmanına kurduruyor, ardından ‘aynı platform tedarikçileri de tutsun’ diyor. Bu yaklaşım teknik olarak mümkün ama kavramsal olarak kırılgandır. Müşteri yönetimindeki temel nesne ‘fırsat’tır; tedarikçi yönetimindeki temel nesne ise ‘performans kaydı’dır. Bu iki nesneyi aynı veri yapısına sığdırmaya çalışmak, hem satış ekibinin sürecini hem de satın alma sürecini çarpıtır. Sonuç: hiçbiri verimli çalışmaz, iki kullanıcı grubu da sistemi bırakır.Peki nasıl kurgulanmalı? İlk adım nesne tasarımıdır. Tedarikçiyi CRM’e ‘hesap’ (account) olarak tanımlamak doğru başlangıçtır; ancak bu hesabın altında müşteriyle paylaşılmayan özel alanlar açılmalıdır. Teslim skoru, fiyat sapma oranı, aktif sözleşme sayısı, son üç siparişin ortalama gecikme süresi — bunlar müşteri hesabında anlamsız ama tedarikçi hesabında kritik alanlardır. 2016 itibarıyla Salesforce, Microsoft Dynamics CRM ve SAP CRM bu nesne özelleştirmesine izin veriyor; açık uçlu alanlar, özel nesneler ve ilişki modelleri artık standart işlevler arasında. Teknik engel küçük — asıl engel kurumun hangi veriyi sistematik biçimde girmeye hazır olduğunu bilmemesidir.İkinci adım süreç tasarımıdır ve burada çoğu proje çuvalıyor. Konya örneğine dönelim: Satın alma müdürü, teklif alındığında tedarikçiyle e-posta yoluyla yazışıyor. Bu yazışmayı CRM’e kimin kaydedeceği belirsiz. Asistan mı? Müdür mü? Sistem otomatik mi alacak? Otomatik alma için e-posta entegrasyonu gerekiyor — Microsoft Dynamics ile Outlook entegrasyonu bu noktada doğal avantaj sağlıyor. Ama entegrasyon kurulduktan sonra bile gelen e-postaların hangisinin kaydedilip hangisinin geçileceğine karar verecek bir iş kuralı yoksa sistem üç ay içinde gürültüye boğulur. Süreç tasarımı bu iş kurallarını tanımlamaktır; yazılım yapılandırması bunları hayata geçirmek içindir. Sırayı ters kurmak — önce yazılım, sonra süreç — CRM projelerinin neden başarısız olduğunu açıklayan tek cümledir.Üçüncü adım performans değerlendirme döngüsüdür. Tedarikçi yönetiminde CRM’in gerçek değeri operasyonel günlük veriyi değil, periyodik değerlendirme görüşmelerini beslemesidir. Altı ayda bir yapılan tedarikçi gözden geçirme toplantısında karşınıza çıkması gereken şey şudur: son iki çeyreğin ortalama teslim süresi, fiyat sapma trendi, açık şikâyet sayısı ve çözüm oranı. Bu dört metriği CRM üzerinden hazır raporlayan bir sistem, toplantı hazırlığını yarım günden 45 dakikaya indirebilir. Aynı Konya firmasında bu geçişin sağlandığı temsili bir senaryoda satın alma müdürünün haftalık raporlama yükünün yaklaşık üçte biri azaldı; daha önemlisi tedarikçiyle yapılan görüşmelerde ‘geçen sefer şunu konuşmuştuk’ cümlesi artık kayıtlara dayandırılabiliyor.Bu noktada bir çekince koymak gerekiyor — ve bu çekince tezin tam ortasına ait: CRM tedarikçi yönetimi için sağlam bir araç olabilir, ama yalnızca firma stratejik tedarikçi sayısını gerçekten sınırlandırmışsa. Aktif 200 tedarikçisi olan ve bunların tamamıyla eşit sıklıkta ilişki yürüten bir firma için CRM’in getireceği ek yönetim yükü, faydayı geçer. Bu tür bir yapıda ayrı bir SRM (Supplier Relationship Management) modülü veya ERP’nin satın alma alt modülü daha uygundur. CRM’in gerçekten değer ürettiği bölge şudur: 15 ila 60 arasında stratejik tedarikçi, sık yazışma ve görüşme, yüksek koordinasyon ihtiyacı. Bu koşulların dışında zorlamak, aracı yanlış işe koşmaktır.Bir CRM’i tedarikçi ilişkilerine hazırlamak isteyen satın alma sorumlusuna somut öneri şudur: Önce tedarikçi portföyünüzü stratejik, taktik ve işlemsel olarak üçe bölün. Yalnızca stratejik ve taktik gruba CRM kaydı açın — işlemsel tedarikçiler ERP üzerinden sipariş bazlı yönetilmeli. Ardından CRM’de her tedarikçi hesabına bağlanacak en fazla beş performans alanı belirleyin ve bu alanları güncelleyecek birisini, bir süreç kuralını ve bir güncelleme sıklığını tanımlayın. Son olarak üç ayda bir tedarikçi gözden geçirme toplantısına CRM çıktısıyla girin ve toplantı notlarını sisteme geri işleyin. Bu döngü çalışmaya başladığında CRM bir veri deposu olmaktan çıkıp gerçek bir karar destek aracına dönüşür. Konya’daki makine imalatçısının satın alma müdürü o üç Excel dosyasını hâlâ açıyor olabilir — ama bu döngüyü kuran biri artık açmıyor.


talep tahmini yatırımlarında ilk kazanım genellikle görünürlüktür. Şirket nerede yavaşladığını, hangi bilginin eksik kaldığını ve hangi kararın geciktiğini görmeye başlar. Bu görünürlük rahatsız edici olabilir; fakat sürdürülebilir iyileştirme için en sağlam başlangıç noktasıdır.


Gökhan Mercanoğlu
MRP, Üretim ve Tedarik Zinciri