Dijital Dönüşümde Liderlik: Kriz Zamanında Teknoloji Kararı Nasıl Alınır?

Mart 2020’nin son haftasında Türkiye’deki onlarca KOBİ yöneticisi aynı soruyla yüz yüze geldi: Ofisler kapandı, çalışanlar evde, ama iş akışları hâlâ masa üstü bilgisayarlara ve yerel sunuculara bağlı. Muhasebe departmanı fatura kesemiyor, saha ekibi sipariş giremiyordu. Normal koşullarda altı ila dokuz ay süren bir ERP geçişi veya bulut erişim projesi için artık haftalar değil, günler vardı. Bu tablo bir teknoloji sorusu değildi; bir liderlik sınavıydı. Sorun, hangi yazılımın daha iyi olduğu değil, baskı altında doğru kararı nasıl alacağınızdı.

Kriz ortamında teknoloji kararlarının hızlanması kaçınılmaz görünüyor; ama hız ile özensizliği birbirinden ayıran çizgi son derece incedir. Türkiye’de pek çok şirket bu dönemde bulut tabanlı erişim çözümlerine, VPN altyapısına veya web üzerinden çalışan ERP modüllerine yöneldi. Bu kararların bir kısmı kalıcı bir dijital olgunluk adımına dönüştü; bir kısmı ise kriz geçtikten sonra sahipsiz kalan, lisans maliyeti üreten ve iç süreçlere entegre edilemeyen sistemler bıraktı. Fark neredeydi? Karar alma sürecinin disiplinindeydi.

Hızlı karar, aceleci karar demek değildir. Kriz koşullarında sağlıklı bir teknoloji kararı üç soruya net yanıt verir: Bu çözüm mevcut iş akışımızı kaç gün içinde ayağa kaldırır? Kriz sonrasında bu yatırım kalıcı değer üretmeye devam eder mi? Ve bu çözümü bugün sahiplenecek, yönetecek, sorun çıktığında müdahale edecek biri var mı? Üçüncü soru en çok atlananıdır. Pandemi döneminde birçok KOBİ, satıcının sunumunda etkileyici görünen bir yazılımı satın aldı; ancak kurulum sonrasında iç ekipte o sistemi yönetecek kimse yoktu. Yazılım çalışıyordu, ama kimse kullanamıyordu.

Türkiye’nin 2020 başındaki ekonomik koşulları bu kararları daha da zorlaştırdı. Kur baskısı altında dövize endeksli yazılım lisansları ciddi maliyet yaratıyordu. Yıllık lisans yerine aylık abonelik modeliyle sunulan bulut çözümleri, nakit akışı dar olan KOBİ’ler için daha yönetilebilir görünüyordu; ama bu modelin toplam maliyeti üç yıllık perspektifte çoğu zaman daha yüksek çıkıyordu. Doğru liderlik burada devreye giriyor: Kısa vadeli nakit rahatlığı ile orta vadeli toplam sahip olma maliyetini aynı anda görebilmek. Kriz baskısı altında yöneticilerin çoğu yalnızca birinci değişkeni görüyor; ikincisini ise fatura gelince fark ediyor.

İş sürekliliği perspektifinden bakıldığında, pandemi döneminin en değerli teknoloji kararları sıfırdan başlayan büyük dönüşümler değil, mevcut altyapıyı uzaktan erişilebilir kılan pragmatik adımlardı. Yerel sunucuya kurulu muhasebe veya ERP yazılımının VPN üzerinden erişilebilir hale getirilmesi, e-fatura ve e-arşiv süreçlerinin masaüstü bağımlılığından kurtarılması, kritik raporların bulut tabanlı bir depolama alanına taşınması — bunlar haftalar içinde hayata geçirilebilen, somut iş değeri üreten ve ekibin öğrenme eğrisini aşırı zorlamayan adımlardı. Buna karşın aynı dönemde bazı şirketler sıfırdan yeni bir ERP geçişine başladı; bu projelerin büyük çoğunluğu kriz baskısı altında yarım kaldı veya beklenen faydayı üretemedi.

Kriz kararlarında liderliğin en zor boyutu, ‘hayır’ diyebilmektir. Satıcılar kriz döneminde agresif teklifler sunar; ‘hemen karar verin, fiyat geçici’ baskısı gerçektir. Bu baskı altında verilen kararların bir kısmı gerçekten değerli fırsatları yakalar; ama büyük çoğunluğu, kriz geçtikten sonra şirketin ihtiyacıyla örtüşmeyen bir sistemi miras bırakır. Sağlıklı liderlik, bu baskıyı tanır ve onu bir karar kriteri olarak değil, bir uyarı sinyali olarak değerlendirir. Eğer bir yazılım kararı için ‘bugün imzalamazsanız fiyat değişir’ deniyorsa, o kararı en az bir gün bekletmek neredeyse her zaman daha iyi bir sonuç üretir.

Kriz zamanında teknoloji kararı almak bir liderlik becerisidir; ne kadar hızlı karar verdiğinizle değil, ne kadar doğru karar verdiğinizle ölçülür. Bunun için iki şey gerekir: Önce iş akışını netleştirin — hangi süreç durdu, neden durdu, ne onu tekrar çalıştırır? Sonra bu soruya yanıt veren en küçük, en hızlı devreye alınabilir çözümü arayın. Büyük dönüşüm projeleri kriz ortamında başlamaz; kriz sonrasında, zemin sağlamlaştığında başlar. Kriz içinde yapılacak iş, sistemi ayakta tutmaktır. Bunu başaran lider, kriz sonrasında daha sağlam bir dijital temel üzerinde gerçek dönüşümü inşa etme fırsatını da elde eder.


iş akışı otomasyonu için en kritik soru hangi sistemi kullanacağımız değildir. Asıl soru, hangi problemi çözeceğimiz, hangi veriye güveneceğimiz ve hangi aksiyonu hızlandıracağımızdır. Bu cevaplar verilmeden kurulan çözümler modern görünür; fakat eski alışkanlıkları dijitalleştirmekten öteye geçemez.


Gökhan Mercanoğlu
ERP ve Kurumsal Yazılım